her şey tam da o şairin dediği gibi – hangi şairdi sahi-, biterse dişimi kıracağım, bitmeyeceği mermer taşa yazılı halbuki.

dkz-052-large

harfleri kıvrıkdıklarına, noktalarla süslendiklerine, yuvarlandıklarına pişman edecek, saatli bombadaki kırmızı teli kesecek, sen yanındayken ve harflerin, kelimelerin, imzan ve ithafın, hepinizi katledecek birini taşıyorum içimde, kiralık katilim -pirandello’nun bine böldüğü BENlerden katil olanı işte, yine ben-.

kalemin, parmakların ve sen, nereye gideceğinizi bilemeyeceksiniz, hele o, öbürü, sevmeye başladığın ya da sevdiğin ya da aslında ne hissettiğini bile bilmediğin fakat kendini bile isteye ona doğru sürdüğün var ya, feleğini şaşıracak.

tıpkı senin yaptığın gibi, kendimi sürüyorum dörtnala, demek içimde taşıdıklarımın arasında bir de at vardı, ne şanslıyım, sürülüyorum bir adaya, belimde kılıcımla, çaycının biri çıkıp sırf kılıcım olduğu için: ümidini kaybetmedi, diyor arkamdan, ben bonapartın ruhundan da bir parça koparıp korsan gemilerinde kürek çekiyorum, kara bayrağı görenler dehşet içinde, bilseler beni, bir türkü tutturduğumu, duyuyorsun değil mi diye devam ettiğimi bilseler kim korkar gemimizden.

sonra, kaptana isyan edip ilk limanda firar ediyorum, belimde kılıcım, elimde haritam, sen işi gücü bırakıp yerleşmişsin bir sahil kasabasına, balık yiyorsun akşamları, “o” sana revani yapıyor, yiyorsunuz denize karşı, limon da rendelemiyor, tarifi nereden bilsin.

ben gece inince bahçenizin tahta çitlerini çıtırdatarak sizi izliyorum, o tedirgin oluyor, sen kedidir diyorsun, belinde kılıcıyla bir kedi yansıyor balkon camına, dememiş miydim diyorsun ona, oh ne korkağım diyor o, korkak, korkmalı da, benim içimdeki kedi arka bahçeye geçiyor usulca, çocuklarınız mı var üst katta, sarmaşıktan tırmanıp bakayım diyorum, içimdeki kertenkele çok kıvrak, kılıcı şakırdatarak tırmanıyor, bakıyor, balık kokusu üst kata kadar çıkmış, pencereler açık bu yüzden, çocuğunuz da yok, belki yatılı okulda, merdivenden sesler geliyor, sonra sen, olmayan çocuklarının üstünü örtmek için geliyorsun odaya, ben belinde kılıcı olan bir sivrisinek oluyorum pervazda, sen camı kapatınca dışarıda kalıyorum, bintane gözümle bin kere seyrederken seni, perdeyi çekiyorsun, ben de belinde kılıcı olan bir leylek olup soğuk bir yere göç ediyorum…

Reklamlar

bin haneli sayılara saygıyla” üzerine 8 yorum

  1. biterse dişimi kıracağım, bitmeyeceği mermer taşa yazılı halbuki…

    Bu aralar sürüklüyorsunuz beni peşinizde,
    yazdıklarınıza çarpa çarpa geliyorum arkanızdan,
    “bir kaç kelime, bir ufak yazı bir kesikten daha fazla acıtıyormuş
    insanın canını” diyorum ve devam ediyorum
    sanırım acıyı ve yazdıklarınızı ve sizi seviyorum….

  2. Sevgili aysun,
    Ben leylek olmazdım, sadık bir köpek gibi bahçe kapısıdan seheri beklerdim.Sen sabah namazına gitmek için evden çıkınca ardına takılır yolda güvercin olup caminin avlusunda zikr ederdim.Sonra omuzuna konup tekrar sana çaktırmadan eve dönerdim sadık köpek kuyruğunu sallaya sallaya seni karşılar bahçe kapısından sonra tıpkı bir kedi gibi ayaklarına dolanırdım pist diye seslensen bile…
    İçeri girer sobanın başına kıvrılırdım hiç sesimi çıkmazdım.Canım acırdı belki ama hiç belli etmezdim can acısını bilene kadar.
    ah aysun ah ne diyeyim sana ben…
    saygıyla efendim…

  3. “Tabi ki Greys’e değil!”

    Çünkü eğer bir revani yapılacaksa ve o revaniye limon rendelenecekse, yapan sen sevinen ben olmalıyım, ikram eden sen yiyen ben!

    Ama Tanrım bana sabır versin, çünkü her kıyıdan, her köşeden, her dolaptan, her blogtan hayranları çıkan birini sevmişim, oysa bu yazıyı üstüme alınmam için hiçbir engelim yoktu! Fakat bu durum beni Zekai abiyle beraber

    “Sevda yolum taşla dolu / Onsuz olmama imkân yok / Yok mu bunun orta yolu Tanrıııııı’mm”

    diyerekten, intravenöz efkara itiyor.
    gareeeeb.gov.de

  4. sevgili canan,

    ne desem bilemedim şimdi, teşekkür ediyorum =) siz bana şey deyin, Allah iyiliğini versin Aysun… falan =)

    sevgili sümeyye,

    biz her şartta yer içeriz karşılıklı -bak senle ben bile kavuşmuşsak, sarılmışsak, bu dünyada olmayacak iş yok söyleyeyim sana-
    buradaki mesele çok daha nasıl söylesem intramüsküler bir durum. bal gibi biliyoruz da bilmezden geliyoruz be sümeyye:
    revaniyi yapan da benim, limonu rendeleyen de, oturup tek başına yiyen de. 2 x 2 = 4

  5. Mimoza şiirini yazdırmazsa eğer, ben de esas o zaman “dişimi kıracağım” bu gidişle…

    Çitlerin çıtırdılarını duya duya…

    Selamlar…

  6. Sadece fotoğraf; bir tek o bile yeterince çok sey anlatıyor benim için ;normalde kesin çizgileri olan biriyim ben kolaydan değişmem Herkes farlı tanır beni kimi neseli ,kimi canayakın,Kimi efendi,Kimi serseri =) İşte bunlar o belindeki kılıç benim için asıl olanı silahsız halimi gören parmakla sayılı neyse yazdıkça kafam dağılıyor.İstemediğim yerlere gidiyorum.Anlamsızlasıyor yazdıklarım.Mazur görün lütfen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s