kaybettiğim bir şey var, bunu en çok sabahları fark ediyorum. yüzümle beraber hayal binalarımı, buluttan heykellerimi, rüya medeniyetimi yıkıyorum, bir isyan başlatıyorum, elimde meşaleler hükümet konağına yürüyorum, arkamda aylak bir insan sürüsü, kimse kalmıyor dükkan önlerinde, peşimdeler, bir şeyler umuyorlar benden, elimdeki ateşten. oysa yok, bende sahip olma yetisi yok, elimdeki tapuları kurtlara yem etmişim bir zamanlar, şimdi telafisi için uğraşıyorum, kayıp zaman eklenince bugünüme, belki bir gün içinde birkaç yıl yaşamış olacağım diye düşünüyorum, galiba mutlu ediyor beni bu olasılık, bir hevesle merdivenleri tırmanıyorum, kapıdaki görevlinin eline meşalemi tutuşturuyorum, alarm ötmüyor böylece, içeri giriyorum, danışıyorum yetkiliye, yukarı çıkacaksın diyor, çıkıyorum, bir oda, silme kadın dolu, hepsi aç gözlerle beni bekliyor, bir yandan da umursamıyorlar. kenarı yenik kağıtları uzatıyorum emekliliği yaklaşmış memureye, soldan ikinci kapıya gideceksin diyor, eski zamanlardan kalma kadınların eski zamanlardan kalma eteklerinin astarları sarkıyor, gözüm takılıyor, vakit kaybediyorum böylece, kaybetmenin dibine vuruyorum, elimde kağıt, soldan ikinci kapıya doğru yürüyorum, belki işe yarar bu, belki eski yazı bilen birine rastlarım da okur bana bendekileri, soldan birinci kapı açılıyor, acaba diyorum bu bir işaret mi, hayır değilmiş. boş bardakları toplayan çaycı benimle çarpışmamak için yumuşak bir manevra yapıyor, ne bardaklar düşüyor tepsiden, ne çaycı dengesini yitiriyor, ustalıkla sıyrılıyor yanımdan, ben ikinci odanın kapısındayım, kat izleri keskin kahverengileşmiş kağıdımı uzatıyorum acemilikle, bilmiyorum usûl erkân, kağıda da bakmıyor görevli, avucumun içinde bir pencere görüyor, açıyor perdesini, inceliyor dikkatlice, senin diyor hiçbir şeyin yok aslında, gayet iyisin, doktora gelmedim diyorum, biliyorum, işiniz bitti, gidebilirsiniz diyor, fakat belgeye bakmadınız diyorum, gülüyor, neyime gülüyor ki, bakıyorum elimde belge yok, düşürmüş olmalıyım. geri dönüyorum, meşalem sönmüş, görevli yanık odunu uzatıyor bana, alıyorum. kalabalık dağılmış, tek kalmışım yine. iniyorum merdivenlerden, odunu bir çöp kutusuna atıyorum ve yol boyunca düşünüyorum ve akşam oluyor. bulamamış bir halde eve dönüyorum, bütün gün onu aradığımı unutuyorum sonunda, sabaha kadar da hatırlamayacağım eksikliğimi, yoksa nasıl uyurum?

aysun y.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s