ucmakisterim.jpg 

“…Tam olarak delilik sayılmaz bu halim, ama delirenler herhalde kendilerine acı veren şeye teslim oluyordur, ruhundaki sarsıntılardan yavaş yavaş zevk almayı öğreniyordur, hissettiklerim de buna pek uzak sayılmaz doğrusu. Hissetmek ne renktir acaba?…”

Fernando Pessoa’nun Mario de Sa-Corneiro’ya Mektubundan Bir Parçacık

{Huzursuzluğun Kitabı’ndan}

Üzerine “sarsıntıdan zevk alma meselesi” hakkında düşündüklerimi yazdığım kağıdı kedi merdiveni yaptım, Fernando Amca’dan daha iyisini yazabilseydim belki o kağıt kırpılıp katlanmazdı…

Deliliğin apartmanında asansör bekleme, Delilik Kongre ve Sergi Sarayı’nın güvenlik görevlisi ile fermuarın metalliği konusu üzerine tartışma, Delilik Hotel’in lobisinde boş oda bulmak için resepsiyoniste el altından yeşil kağıtlar uzatma… “Eşikte olma” kısacası. Bir türlü atlanamayan o eşikte sabit kalmak.

…Yaşıyoruz da anlatamıyoruz işte…

Reklamlar

Fernando’dan…” üzerine 8 yorum

  1. Sayın Yollardagezer,

    Bu bahsettiğiniz Fernando’nun, nevzuhur Hugo’nun (Victor Hugo değil, diğeri.. Televizyonumuzun camına tıklayıp “Dostum, bu son şansın” diyeninden bahsediyorum) dostlarından Fernando olma ihtimali var mıdır acep? Akşam karanlığı saçlarımı sızlatmadan aklıma düştü, sorayım dedim.. Kendimi yiyip bitirmeden cevap verebilir misiniz? Yazının ana temasına dair yorumlarımı daha sonra ekleyeceğim..

    Hürmetlerimle..

    Kapıcınız Seyazettin : )

  2. :))))

    Sevgili Seyazettin,

    Ben ne kadar Cadı Sila isem, bu Fernando da o kadar Papağan Fernando.
    Gerçi bir gün İntramüskülerden dostum Mateist Feza Adamı ya da Fezadaki Muhteşem Tekaüt bana: Cadı Sila demişti:) Fakat emin olun ki bu adam papağan değil, Papinimsi bir adamcık işte :)

    Hugo’nun zevcesinin adı neydi bu arada: Hügolina mıydı :p

    Şimdi yoruma geçebiliriz, merakla bekliyorum efenim…

    not: Karışmaması için Fernando Amca’nın linkini verdim. Araştırmak istersen, amcanın bebeliğini görmek istersen bir bak derim : )

  3. Delilik teslimiyet mi yoksa şimdiye kadarki tüm teslimiyetleri reddetmek ve onlardan bağımsız hale gelmek mi?

    Deli için acı ile tatlı arasında fark olmamalı. İnsan bir şeye teslimken onu hisseder, acı veya tatlı der, deli için bu hal ortadan kalkmıştır aslında, dolayısıyla hissetmek önceleri farklı renklerdeyken şimdi renksiz olmuştur, tüm renklerden azat olmuştur bir bakıma…

    Doğru, yaşıyoruz da anlatamıyoruz işte…

  4. Sevgili Horozdan Korkan Oğlan,

    HasanHüseyin Amcam -adına kurban olayım ne müthiş isimler yahu- ne demişti: Acılara Tutunmak. Aklıma geliverdi…

    Acılara tutunan deli midir diye soracaksın şimdi, sor bence de…

    Öyle bir moladayım ki,
    ikinci yarı oynanacak mı,
    yedek oyuncular ısınacak mı,
    hakemin isteğiyle forma değiştirilecek mi,
    profesyonelliğe aykırı davranan teknik direktörüm saha kenarından tribünlere gönderilecek mi,
    rakip takım taraftarları kalemin direğinin dibine tavuk ayağı gömüp büyü yapacak mı, bilemiyorum işte…
    acaba maç devam edecek mi, yoksa hükmen mağlup mu sayılacağım sırf soyunma odasında taktik alma işini uzattım diye…

    Ne alaka YG deme bana, alaka işte Horozdan Korkan Oğlan…

    Bana verecek cevabın var mı Metinamcamınyadigarı?

  5. Sevgili Horozdan Korkan Oğlan,

    Maç 90 Dakika!

    Bir zamanlar Beşiktaşın sloganıydı bu, 0-0 giden maçları son dakikada çoğu zaman şifo Mehmet’in golleriyle yenerdi, güzel günlerdi…

    …Oyunun başlamış olması beni rahatlatmıyor…
    Sona ermesini diliyorum, böyle buyurdu aysun.

  6. Sevgili Fernando,

    Bu mektubu sana bir derenin karşısında yazıyorum. Gürül gürül akan bir dere. Hani kış sona erer de, güneş yavaş yavaş buluttan peçesini sıyırır ya, işte şimdi tam o zamanlardayız. Ve, güneşle birlikte eriyen karlar dereyi coşturdukça coşturuyor. Ses ise bambaşka. Kuşların cıvıltısını pek zor ayırt edebiliyorum derenin çağıltısından ötürü. Ağaç dallarının yavaş yavaş yeşille kaynaştığını görüyorum. İnsanın burada delirmesi mümkün değil. Hiç kusura bakma. Mezarların üzerinde çiçekler yeşermeye başladı. Ölenler bir nebze rahat eder mi dersin? Allah, onlara açan çiçeklerle birlikte bir nebze ferahlık bahşeder mi? Ümid ederim bahşeder.

    Karşımdaki dereden öte tarafa geçerek, dik dağın eteklerine konabilmek için bir köprü kurmuşlar. Uzunca zamandır orada o köprü. Tahtadan ve korkulukları da yok. Bir akrobat gibi yürümek gerekiyor köprüden karşıya geçebilmek için. Kadınlar çocuklarının ellerinden tutmuş, bebekleri olanlar da, onları sırtlarına bağlamışlar kundaklar gibi. Öylece, korkusuzca karşıya geçiyorlar. Ve alabildiğine yüksek bir dağ. Hemen karşımda ceviz ağaçları, çam ağaçları yükselirken, tepelerde hiçbirşey yok. Bunu nereden mi biliyorum? Küçükken, annemle ben de çıkmıştım o yüksek tepelere. Ve saatlerce hiç kıpırdamadan oturmuştum. Annem ise otları kesmekle meşguldü. Şimdi o zamanlar çok geride kaldı sevgili Fernando. Uzun uzun yıllar geçti. Artık, karşımda ne o dağ var, ne de o köprü. İlkbaharda coşan o dere de uzaklarda kaldı. Şimdi, etrafımda insan karmaşası ve şehrin kafa şişiren gürültüsü var. İnsanlardan, fabrikalardan, yollardan, binalardan, taşıtlardan, her bir yerden sesler yayılıyor. Kendimi uğuldayan bir rüzgarın doldurduğu sokakta yürür gibi hissediyorum her zaman. Ama rüzgarın sesi, çok daha narin ve öfkeden eser olmuyor. Sokaklara çıkmasam mı, bilmiyorum. Oturduğum yerden hiçbirşeyi halletmem mümkün değil. En azından şimdilik. Sözlerimi burada kesiyorum Fernando. Sana, senden çok uzak bir dönemden, 21. asrın ilk senelerinden bir mektup bu. Zarfı açma. Zaten kendiliğinden açılacaktır vakti gelince..

    Hoşçakal..

  7. Sevgili Seyazettin,

    Fernando Amca’ya yazdığın mektubu ulaştırmak için seçtiğin güvercin olmaktan dolayı ne kadar sevindim anlatamam : ) Dereleri, ormanları, en çok da kulağıma değer rüzgarlarını özledim anlattığın yerlerin. Orası neresi nerden mi biliyorum, ben senin annenin ot kestiği yerlerde dolaştım Seyazettin, o köprüden geçtim annemin kucağında, düşmedik ikimiz de…

    Zarf vakit geldiğinde açıldı Seyazettin, belki Fernando amcadan evvel ben okudum mektubu, kusuruma bakmazsın inşallah…

    Yine gel, yine yaz Seyazettin…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s