Jul
01

 güzel olan’a

kendinden kefenli hayallerimden haberi olmasa da

dfgdfg

arkamdan sesleniyor dilimizi bilen yunuslar, tedavi ediyorlar bir türlü iyileşemeyen hallerimi, misal; yüzebiliyorum artık, korkuluk ihalesine katılmayı da düşünmüyorum, hep burada, hep mercan adalarında geçiriyorum tatillerimi, lanetli hazinelerin yarı sakat bekçisi oluveriyorum, sandalyemi, masamı, üstüme zimmetli tüm demirbaşlarımı canım ve başım pahasına koruyacağıma ant içiyorum bir balık halinde, balıkların hali içler acısı, yüzgeçleri sarılı, gözkapakları yok.

insan sevince, diyor şair, hatta şair bunu demese bile biz böyle alıntı yapıyoruz kaptan, dediğimiz dinlensin diye, dinleniyor dediğimiz, denizler altında yirmi bin fersahta dinleniyor, bir periskopla bakınıyor sonra yukarıda ne var ne yok diye, kaptan, biz bu denizaltıya ne zaman binmiştik sahi, yok yok, ben hiç alışmamışım aslında bu kabarcıklı nefeslerimize, dönelim mi evimize kaptan, gemimize dönelim mi?

levhamızın sacı hangi hurdacıdan, boyaları hangi nalburdan kaptan, oltadaki yem hangi saksının solucanı, hiç bildik mi bunları, sen kaptanlığını mı unuttun, ben miçoluğumla mı doydum, bilmiyorum kaptan, denizin dibini bilmiyorum, oksijen tüpümü kaybettim, otobur oldum kaptan, balıklara bacı gözüyle bakıyorum, tuzlu su gözlerime iyi geldi, kaptan seni açık ve net anlayabiliyorum artık, korkuluk yoksa korku da yok, elimi tutmaz isen elim de yok, suyun dibi yok ki kaptan yüzeyi olsun, misal o dalga dediğimiz şey aslında göz kırpıştırmamız, gözümü bile kırpmam kaptan konu sen olunca, onca yıllık geçmişimiz var, körsek körüz işte, iyileşemez miyiz yani, bir balığın karın boşluğunda yaşayamaz mıyız biz de, kaptan, elini tutmak için denize mi düşmek lazım, düşerim kaptan, sen düşünce ben de düşerim.

devam etsin. bitmesin. dileğim böyle.

 

Jun
30

 

güzel olan’a

haberi olmasa da

kabuk

irtifa kaybediyoruz kaptan, denizin dibine doğru kayıyoruz, balıklara çarpıyoruz kaptan, balıkların yüzgeçlerini incitiyoruz, sen kaçın kurrası idin, ben de bilmem kaçın, kaptan paraşütümüzün ipleri boynuma dolandı, daha yavaş kaptan, elini elime değdirirsen belki de korkmam kaptan, belki bir deniz anasının kucağına düşeriz, saklar bizi balinalardan yunuslardan, kaptan, yeter ki elim… 

sakın, sakın bu denizindibinde bana gemi batığı arattırma, ne telsiz bulabilirim, ne oksijen tüpü, oksitlenmiş ne var ne yok her şey, ben de onlara benzeyeceğim turuncu pütürlü bir örtüyle kaplanacağım, balıklar yuva yapacaklar ağızlarında kuru yosun dalları taşıyarak, ben hem yuva olacağım hem anne, hem ölü olacağım hem diri, hem deniz olacağım hem gemi, kaptan, yüzme bilmeyeni gemiye almak sığar mı meslek adabına, kaptan, biz hangi kayığın küreğine tutunmuştuk, hangi oltanın kancası damağımızı delmişti, kaptan, biz nereden gelmiştik bu kumdan mahalleye.

mümkün olsa, ilk düştüğümüz yere gider korkuluk yapardım düşmeyelim diye, kaptan, sen düşeceğimizi bile bile, evet sen götürdün beni kanatsızken oralara, oralar, denizkıyıları, azıcık coğrafya bilgisi olan için yalıyarlar, uçurumlar, kaptan sana bröveni veren kurum yıkılsın…

devam etsin. bitmesin. dileğim böyle.

Jun
20

 Tam ekran yakalama 20.06.2009 223221.bmp

 ”…aşk dediğin maskaralık, her zaman öyleydi, her zaman öyle olacak. tek şey o yeryüzünde; gene de maskaralık. kuşlardan başkasına göre değil. insanoğlunun yaşarken bulaştığı bunca saçmalığa göre, bu hayata göre çok yüksek. dünyayı dolduran bu giysili, bu çalışkan, bu para kazanmak zorunda olan, bu havayla, suyla yaşayamayan yaratıklara göre değil aşk. konuşan hayvanlara göre değil…

…ben ağaçlarda ya da kırlarda yaşayan, bütün işi başka bir bülbülü, güvercini, kumruyu, bıldırcını, ardıç kuşunu sevmek, ona şarkılar söylemek olan bir bülbül, güvercin, kumru, bıldırcın, ardıç kuşu ya da işte öyle havalarda uçan tüylü bir hayvan değilim. amerikalıyım ben. eğlence eğlencedir ama insana yarayan, sağlığını geliştiren bir eğlence ile aşkın ayrılığını da bilirim, hani, aşk bana, benim gibilere göre değil. fazla güzel bir şey bizim için. uçamam, şarkı söyleyemem, üstelik mideme de pek düşkünümdür. hiç değilse günde bir kere, şöyle az kızarmış, kanlı kanlı bir biftek yemeliyim; oysa aşık olunca hiçbir şey koyamıyorum ağzıma…”

William Saroyan { Aşk Bana Göre Değil’den}

foto: atkashi

Jun
15

red-white

 

“…’güle güle müzeyyen’ dedim, ‘güle güle te ben senin sülaleni…’ laf içimden cam kırıkları gibi çıktı…”

ilhami algör { fakat müzeyyen bu derin bir tutku’dan}

 

Jun
06

yanımdakine.

sdfsffsfsfs

yardımı nereden isteyeceğimi bilemedim: sosyolojik, psikolojik ve stratejik dertlerim var- ki ben zaten belli dertlerin abonesi olmuşum-. arkadaşını söyle bana, arkadaşın kim sahi, bana onun kimlik bilgilerini söyle, sana ortak horoskopumuzu çıkarttırayım: sen, akrepsin, ben zehrine karşı şerbetli, sen, eldeğmiş güzel -ve benimki hariç nice eller de değecek, evet, kural bu-. nereden de bulurum sen gibisini, oysa biz, belediye otobüslerinde birbirine yervermez yabancılardık, fakat aynı zamanda konferanslarda birbirine yer tutan akrabalardık, biz diye bir şeyin tablosu olsaydı mesela, guernica diyebilirdi eleştirmenler ve fırça sahibinin en gözde yapıtı olurduk inan. ı-ıh, biz diye bir şey yoktu ki, seni o kalabalıkta bırakabiliyorsam biz diye bir şey hiç olmamıştı, o tabloyu da o ressamı da aldattık biz, ressam da bizi aldattı ki savaş dedi tabloya, savaş ve insan: hiç mesut değilim öbür yarım, hiç mesut değilim. mesutları az mahallelerdeki Alilerin fabrikalarda işçi olması teselli etmiyor beni, annelerine ölümün bir komşu kadın gelir gibi gelmesi, sait ve faik adındaki adamın şiir gibi hikaye yazması, bunlar oyalıyor biraz biraz, sonra elektrikler kesiliyor, mum yakıyorum, sen görünmez oluyorsun, kitap okunmaz oluyor, hikaye dinlenmez…

ben sana “bismillah” diyorum, var sen gerisini getir.

Jun
04

4185_79588808458_537413458_1705698_4941941_n

Jun
04

 

DSCN1324

“…Çandra kadının kim olduğunu öğrenince bakışındaki sırrı kavradı. sırrı kavrayınca, kadın tarafından belki de hiç görülmeyebileceğini de anladı. bir “belki”ye güvenerek “hiç” önünde ömür boyu beklemenin kaderden ağır olduğunu, bir kaderin içinde başka kaderlerin de olabileceğini, belki de “kader” denilen şeyin zaten bu kıvraklık hali olduğunu düşündü. ay’a baktı. ay yoktu ama Çandra baktığı için ay ona göründü.

‘ne yapabilirim’ dedi Çandra ayışığına. ‘bunu kabul etmek dışında ne yapabilirim?’ ‘reddedebilirsin’ dedi ayışığı. ‘hayır’ dedi Çandra, ‘ömrümün tek hayali, reddedemem’.  ‘taşıyabilecek misin’ dedi ayışığı. ‘her iki halde de yoksunum zaten’ dedi Çandra. ‘hayatın kayacak’ dedi ayışığı, ‘bence takılma’. ‘abartmayalım’ dedi Çandra, ‘abartan sensin’ dedi ayışığı.

‘bu hadiseyi sır kılıyorum ve bir tüy olarak saçlarımın arasında taşımak istiyorum’ dedi Çandra…”

İlhami Algör { Kalfa ile Kıralıça’dan}

Jun
01

ama sen olmasan hiçbiri… diyen şair, nereden buldun sevecek birini.

senin akçıl sabahların, epelâ, kapkaranfil gözlerin, senin çömçöl deniz diplerin… abiciğim nerede öğrendin böyle bakmayı. abiciğim seni nereden bulmuş anan baban, hangi mercanda doğmuşsun, hangi meyvenin çekirdeğisin.

sen demişsin diye susuyorum ben, bi’sürü laf edesim var halbuki, misal, şu kömkör denizlerini ameliyat ettirmek isterim, basbalıklığımızı ızgaralara yatırmak…  abiciğim,seninle ölmek pek bi damacanaysa, seninle yaşamak horozdan korkmak. tutup yaşamayı sevdirdin bana, oysa rakı değildin, bişeylemeydin sen, misal üsküdarlama.

abisini seven sussun diyorum şimdi. bu kadarını yazmaya mecburdum.

…eksioğlueksi bilinmedikçe gerçek artı bilinmez…

May
19

garı

merdivenaltına saklanmış  örümcek yumurtası mıydı ki, göçmen annesinin ardından ağlayan ayağı kırık leylek miydi ki, larvalık günlerini yaşayamamış taze kurbağa mıydı ki, neydi şimdi bu, ne olmasından çok, kimdi bu? usturasız, usturupsuz, usturmaçasız, yani demem o ki, uygunsuz bir duruma gebeydi, gebeliğinin son günlerinde yoğun bakıma alınmıştı, üstüne üstlük radyo anonslarında aranan kan bulunamıyordu, yok, yoktu hiçbir yerde. handiyse – bunu söylemeyi de çok severim- parmaklıklarımın demirlerini yamultacaktı, handiyse bahçemi talan edecekti toynaklarıyla, az kalmıştı. ah bu kuvvetli defansım, ah görünmeyen stoperlerim, öngörülü önliberolarım, vahşi forvetlerim, ah boş yedek kulübem, tıkabasa tribünlerim, agresif teknikdirektörüm, dikkatli kalecim… hamdolsun iyiyim, hamdolsun.

May
13

 

“… kıtlıktan çıkmış gibi sevdim onu/böyle denesi yekten/kimmiş o ayıplayan? sen misin Aliciğim?/ Aliciğim gebertirim dayaktan/ aşığım işte, apıştım kaldım/benim mürşidim çaça Süleyman/ suratım kaşık kadar/ koyverseler ölücem…”

MetinEloğlu { Sultan Palamut’tan}

3499539663_0d3d30fed2

böyle zamanlarda sözü büyükten, gözü küçükten alacaksın; küçükler iyi görür, büyükler iyi söyler diye. susuyorum.

foto: G’m