güzel olan’a
kendinden kefenli hayallerimden haberi olmasa da

arkamdan sesleniyor dilimizi bilen yunuslar, tedavi ediyorlar bir türlü iyileşemeyen hallerimi, misal; yüzebiliyorum artık, korkuluk ihalesine katılmayı da düşünmüyorum, hep burada, hep mercan adalarında geçiriyorum tatillerimi, lanetli hazinelerin yarı sakat bekçisi oluveriyorum, sandalyemi, masamı, üstüme zimmetli tüm demirbaşlarımı canım ve başım pahasına koruyacağıma ant içiyorum bir balık halinde, balıkların hali içler acısı, yüzgeçleri sarılı, gözkapakları yok.
insan sevince, diyor şair, hatta şair bunu demese bile biz böyle alıntı yapıyoruz kaptan, dediğimiz dinlensin diye, dinleniyor dediğimiz, denizler altında yirmi bin fersahta dinleniyor, bir periskopla bakınıyor sonra yukarıda ne var ne yok diye, kaptan, biz bu denizaltıya ne zaman binmiştik sahi, yok yok, ben hiç alışmamışım aslında bu kabarcıklı nefeslerimize, dönelim mi evimize kaptan, gemimize dönelim mi?
levhamızın sacı hangi hurdacıdan, boyaları hangi nalburdan kaptan, oltadaki yem hangi saksının solucanı, hiç bildik mi bunları, sen kaptanlığını mı unuttun, ben miçoluğumla mı doydum, bilmiyorum kaptan, denizin dibini bilmiyorum, oksijen tüpümü kaybettim, otobur oldum kaptan, balıklara bacı gözüyle bakıyorum, tuzlu su gözlerime iyi geldi, kaptan seni açık ve net anlayabiliyorum artık, korkuluk yoksa korku da yok, elimi tutmaz isen elim de yok, suyun dibi yok ki kaptan yüzeyi olsun, misal o dalga dediğimiz şey aslında göz kırpıştırmamız, gözümü bile kırpmam kaptan konu sen olunca, onca yıllık geçmişimiz var, körsek körüz işte, iyileşemez miyiz yani, bir balığın karın boşluğunda yaşayamaz mıyız biz de, kaptan, elini tutmak için denize mi düşmek lazım, düşerim kaptan, sen düşünce ben de düşerim.
devam etsin. bitmesin. dileğim böyle.







